Muhabir olmak ister misiniz?

Üsküdar'da Alışveriş

Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre

Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre

E-Posta : uskudarim@gmail.com

Sehâvet bilindiği gibi kerem, cömertlik demektir. Çocukluğum ve gençliğimin Üsküdar’ında beşerî münâsebetlerin en bâriz ve en belirleyici özelliği neydi diye sorsalar, buna hiç düşünmeden vereceğim cevap sehâvet’tir.

Çarşının Müslüman esnafı da gayr–ı müslim esnafı da sabahleyin biribirini gözetler, eğer kendisi siftah etmiş de komşusu daha henüz siftah etmemişse, ikinci gelen müşterisini: “Efendim; komşum henüz siftah etmedi. Ricâ etsem, ona gidebilir misiniz?” diye müşteriyi komşusuna yönlendirirdi.

Müşteriye kazık atmak şöyle dursun, esnaf, İslâmî tasarruf endişesiyle, müşterinin fuzûlî para harcamamasına bile dikkat ederdi. Kasaya girecek olan paranın daha fazla olması esnaf için asla bir câzibe teşkil etmezdi. Meselâ Düzgünman’ların aktar dükkânında, 50 kuruşluk çekilmiş karabiber almak isteyen müşteriye “bayatlayınca kokusunu kaybedeceği” hatırlatılarak “şimdilik 25 kuruşluk karabiber almanın daha isâbetli olacağı” ikaz edilirdi. Müşterinin hakkının geçmemesi için, malın ambalâjlandığı kâğıdın aynısı terâzinin ağırlık kefesine dara olarak konur ve daha da garantili olsun diye ayrıca, tartılan malın birkaç gram daha ağır çekmesine özen gösterilirdi. Aktar Hocalar’da her şeyin çok cüz’î bir kârla satılmasına rağmen, kul hakkına hürmet ve riâyet titizliğinin lûtfettiği bereket dolayısıyla bu dükkândan iki âile, yâni cem’an 9 kişi, kimseye muhtaç olmadan geçinirlerdi.

Dikkate değer bir başka husus da, müşterinin içinde bahârat veyâ kokulu başka bir yâhut da birden çok madde bulunan birkaç kalem nesne satın alması hâlinde, kokulu olanlarının, mutlaka, kokularını dışarıya vurmayacak ikinci bir kâğıtla ambalâjlanması ve bu türlü ambalâjlanmış kokulu maddelerin bir arada ayrı, diğerlerinin de bir arada ayrı ambalâjlandıktan sonra hepsinin beraberce paket edilmesiydi.

O devirde Üsküdar esnafının terâziyi hiç dengelememek gibi tuhaf bir âdeti vardı. İster manavda, ister bakkalda, isterse kasapta, isterse balıkçıda olsun ne tartılırsa tartılsın, tartılan tarafın kefesi dâimâ ağır basardı. Tartılan ister patlıcan, ister domates, ister pırasa, ister kıyma, ister uskumru, isterse bulgur olsun terâzi tam dengelenmişken tartılan tarafa bunlardan bir mikdar daha atılırdı. Hele o devrin kasapları asla, bugün yarım kilo kıymayı 50 gramlık mukavva ile birlikte tartan ve mukavvanın kilosunu da müşteriye et fiyatından sokuşturmaya kalkışanlar gibi değillerdi. çıplak et, tartıldıktan sonra ambalâjlanırdı. Esnaf haramdan korkar, bunun için de “Betim, bereketimdir” diyerek müşteriye dâimâ bir nebze fazla mal tartardı. Kumaş, kurdele ya da don lâstiği ölçerken (gayr–ı müslimleri de dâhil) tuhâfiyeciler de dâimâ beş–on santim daha fazla keserlerdi. O devirde portakal, mandalina, hıyar, kavun, karpuz ve balkabağı kiloyla değil adet hesabıyla satılırdı. Portakal, mandalina ya da hıyar söz konusu olduğunda Atlas Sokağı No: 57’deki manavımız Hasan Efendi amca kesekâğıdına bunlardan muhakkak birkaç adet fazla koyar; bana bakarak: “Bu da Yüksel Bey’in cabası!” derdi.

Fırınların, manavların ve kasapların bile kendilerine mahsûs fıkarâsı vardı. Satılamamış da bayatlamış ekmekler, çürümeye henüz yüz tutmuş sebze ve meyve, etlerden arda kalan büyük kemikler gün sonunda bu fıkarâya tahsis edilirdi. Aşçı dükkânları bile ertesi güne bırakmak istemedikleri yemekleri akşam kapılarının önünden geçen fıkarâya verirlerdi.

Not : Merhum hocamız Prof.Dr.Ahmet Yüksel Özemre'nin aziz ruhunu yaşatmak adına makalesinden www.ozemre.com internet sitesinden alınmıştır. Kendisiyle röportaj yaptığımız sırada kitaplarından alıntı yapabileceğimiz hakkında iznini almıştık.


İzlenme: 627
htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR