Gazeteci Gözüyle Kuzguncuk

19 Mart 2015 Perşembe 12:37
gazeteci-gozuyle-kuzguncuk

Melis D. Çalapkulu

Sabah Gazetesi yazarı Melis D.Çalapkulu gazetesindeki köşesinde Kuzguncuk izlenimlerini şöyle anlatıyor.

“Burası bir semt değil, burası kendine has bir köy!” Manavından oyuncusuna, eczacısından taksicisine konuştuğumuz Kuzguncukluların hepsi aynı şeyi söylüyor. Zaten eskiden Kuzguncuklular Avrupa yakasına giderlerken “İstanbul’a iniyorum,” dermiş... Dönerlerken de “Oh be, köyümüze döndük...”

Dışarıdan gidenler genellikle balıkçı İsmet Baba’sını, Çınaraltı’nı bilseler de gündelik yaşayışına bakıldığında Kuzguncuk, İstanbul’da eski mahalle kültürünün devam ettiği nadir semtlerden biri. Çoğumuzun unuttuğu, belli bir yaşın altındakilerin ise hiç bilmediği bir kültürün...

Kuzguncuk’un ana caddesi İcadiye’nin başına geldiğinizde, taksi durağındaki kırmızı, çevirmeli telefonu görüp nostaljiyi yaşamaya başlıyorsunuz. Sonra caddeyi boydan boya şöyle bir süzünce, ağaçların çevrelediği yol üzerindeki çoğu ahşap binaları, esnafla selamlaşan insanları, sokakta oynayan çocukları görüp derin bir nefes alıyorsunuz, o nefesle birlikte içinize huzur da doluyor.

Buranın halkı hâlâ esnaftan veresiye alışveriş yapabiliyor. Birinin işi düşünce herkes birden el atıyor... Kuzguncuk’un bu ‘mahalle’ yapısının çok bozulmamasının nedeni ise çoğunlukla şöyle açıklanıyor: SİT alanı olduğu için yüksek binaların yapılamaması, yani coğrafi yapısının fazla bozulmaması.

Bu semtte cami, kilise ve sinagog yan yana... Uzun yıllar boyunca da Müslümanlarla gayrimüslimler yan yana yaşamış. Ta ki 1974’teki Kıbrıs çıkarmasına dek. O dönem Kuzguncuklular her ne kadar komşularına sahip çıkmaya çalışmışlarsa da dışarıdan yapılan organize saldırılarla bu semtteki gayrimüslimlerin çoğu başka ülkelere göçmüş.

Türkiye’deki pek çok aydının, sanatçının, yazarın, mimarın vs. yolu da Kuzguncuk’tan geçmiş. Birçoğu bir kere gelince bir daha bu semtten ayrılamamış.

Onlardan biri, teyzesini sık sık görmeye giden Nâzım Hikmet.

Rıfat Ilgaz da kaçaklık günlerini Kuzguncuk’ta geçirmiş.

Oktay Rifat, Arif Dino, Can Yücel, Haydar Ergülen, Talat Turhan, Cengiz Bektaş, Güngör Dilmen, Gülsüm Cengiz ve daha pek çok sanatçı gönlünü kaptırmış bu semte. Can Yücel, Kuzguncuk’u şu dizelerle anlatıyor: “Ben Kuzguncuk’ta / Yeşil bir dal buldum / Ona tutundum...”

Bostandan mevye çalarmış...

Kuzguncuk’u gezmeye, genel doku içerisinde dikkatimizi çeken İlya Cafe’den başladık. Bu ‘köy’de, dokunduğun yerden bir hikâye çıkıyor. İlya Cafe’nin hikâyesi de ilginç. Arzu Bölükbaşı, Kuzguncuk’ta doğup büyüyenlerden. En yakın arkadaşı Ayşe ve diğerleriyle akşama kadar sokakta oynar, bostandan meyve çalar, bir bisiklete, paralayıncaya kadar 20 kişi binerlermiş...

80’li yıllarda okumak için İngiltere’ye gitmiş Bölükbaşı, gidiş o gidiş. Sinema yapımcılığı yapmış yurtdışında yıllarca. Fakat bundan dört yıl önce sıla hasreti ağır basmış. “Kuzguncuk’u kimse terk edemiyor tuhaf bir şekilde. Giden geri dönüyor illa ki,” diyor Arzu Hanım. Kendi dönüşünü de şöyle anlatıyor: “Annemle babamı çok kısa aralarla kaybettim.

Büyük bir yalnızlık duygusu o. Ve onları tanıyan insanlarla birlikte olabileceğim yerde olmak istedim. Yürüyorum sokakta mesela, annemin bir arkadaşı ‘Ah Arzucum nasıl annene benzedin,’ filan diyor. Hatırladıkları her şeyi benimle paylaşmaları, annemle babamı yaşatıyor. Ve güvende hissediyorum kendimi.

25 sene uzak kaldım buradan. Döndüğüm andan itibaren de bıraktığım yerden devam ettim.” Ailesinin evine döndüğü sırada İngiltere’den kaynaklı bir kredi kartı sorunu olmuş Arzu Hanım’ın. Ama o pek sıkıntı yaşamamış. “Bir süre maddi sıkıntım oldu ama iki ay boyunca hiç param olmadan rahatlıkla yaşadım burada. Bir sene olsa bir sene yaşardım,” diyor!

Kuzguncuk’a döndükten sonra, eskiden, Uğur Yücel’in babasının emeklilik sonrası tamirat işleri yaptığı küçücük bir dükkânda, ikinci el kıyfetler satmaya başlamış Arzu Hanım. Derken eskiden kilisenin müştemilatı olan dükkânın kiracısı olan Berber Hasan vefat etmiş. O da kiralamış bu yeri, kendi küçük yeriyle birleştirmiş, içini çok güzel yaptırmış ve kafe olarak açmış. Ve buraya, çocukken arkadaşlarıyla bostanından meyve yürüttükleri, artık hayatta olmayan yaşlı amcaları İlya’nın adını vermiş.

Çocukluk yıllarını soruyoruz Arzu Hanım’a, her neslin kendi çocukluğunu daha güzel anlattığını söylüyor. Gayrimüslimlerin henüz burada yaşadıkları dönemin ise çok başka olduğunu...

“Herkes onlarla canciğer kuzu sarması değildi elbet ama kimse kimsenin evini taşlamadı burada, hatta dışarıdan gelenlere karşı komşularını savundular.” Genç kızlık döneminde ise arkadaş grubuyla biraz ayrı düştüklerini, kızlarla erkeklerin bir yaştan sonra fazla samimi olmalarına izin verilmediğini anlatıyor Arzu Hanım. Şimdiyse yine hep beraberler. Taksici, kasap, hep onun okul arkadaşları. O da bize rehberlik etti, arkadaşlarıyla tanıştırdı, onlarla Kuzguncuk’un özelliğini konuştuk. Sonra doğma büyüme Kuzguncuklu Uğur Yücel’den ve Kuzguncuk’a sekiz yıl önce yerleşen Bennu Yıldırımlar’dan görüş aldık. 

Uğur Yücel Ropörtajı için TIKLAYIN 




Haber okunma sayısı: 877

htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER