Muhabir olmak ister misiniz?

Özgü Namal Üsküdarlı Tiyatro Oyuncusu

15 Mart 2015 Pazar 18:16
ozgu-namal-uskudarli-tiyatro-oyuncusu

Üsküdar’da büyüdüm ve Üsküdarlı olmaktan her zaman onur duydum.

28 Aralık 1978'de Üsküdar'da doğdu. Selanik kökenli olan annesi Akile Namal emekli bir devlet memuru, Makedonya kökenli babası Kubilay Namal ise emekli bir tüccardır.

Çocukluğu Üsküdar, Bağlarbaşı, İcadiye, Fıstıkağacında geçti.

İlkokulu icadiye ilkokulunda daha sonra öğrenimine Üsküdar Cumhuriyet Lisesinde devam etti.

istanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'nden mezun oldu.

Kadıköy Halk Eğitim Merkezi, Müjdat Gezen Tiyatrosu, Enis Fosforoğlu tiyatrosunda oyunculuk eğitimi aldı. Sinema ve tiyatro en büyük tutkusuyken, fotoğrafçılık da hobileri arasında yer alıyor.


Üsküdar’ın sizin için önemi nedir? Üsküdar deyince aklınıza ne geliyor?

Üsküdar’da büyüdüm ve Üsküdarlı olmaktan her zaman onur duydum. Anneannem, teyzem, amcam, yengem hep aynı mahallede otururduk. İlkokula İcadiye ilkokulunda başladım, daha sonra Cumhuriyet Lisesinde eğitimime devam ettim. Sonuçta büyüdüğüm semt ve ben gerçekten eski Üsküdarlıyım diyebilirim. Üsküdar’ın fazla trafiğinin olmadığı arabalı feribotun çok kullanıldığı, sokaklarda pamuk şekerlerin satıldığı, balık pazarının, açık hava sinemalarının, ahşap evlerin çok meşhur olduğu bir dönemde yetiştim. Anneannem hala İcadiye’de yaşıyor. Dedemin mezarı Üsküdar’da.

Üsküdar’ın önemi benim için çok büyük. Üsküdar İstanbul’un en eski semtlerinden biri. Şimdi olduğu gibi o zamanlar da Üsküdarlı olmak gerçekten önemliydi.

Çocukluğunuzun Üsküdar’ından bahseder misiniz? Arkadaş ortamınız nasıldı? Oyun alanlarınız nerelerdi?

Çok güzeldi tabi ki. Tam bir mahalle ortamında büyüdüm. Çocukluğumun Üsküdar’ı daha yeşildi; iş binaları, iş alanları bu kadar gelişmemişti. Benim çocukluğumda ahşap evler vardı, çok sayıda boş arsalar, araziler vardı. Oralarda oynardık. Ağaçlar çoktu, dut ağaçları, elma ağaçları… Oyunlarımı kendimiz uydururduk. Dut sallar, elma kaçırır, sokaktaki suyu içerdik. Maalesef benden sonraki nesil bunları görmedi. Ve bilgisayar şimdiki çocukların hayallerini öldürdü.

İğneci teyzemiz vardı. İğneci teyzeye gider iğne olurduk, mahallede bakkalımız vardı. Fikret bakkal. Bu anlamda gerçekten çok güzel bir çocukluk geçirdim. Bakkal kültürü yavaş yavaş yerini marketlere bıraktı. Komşuluğun yoğun olduğu dönemlerde birbirine gidip gelinir, imece usulü bir şeyler pişirilir yenirdi. Tüm aile birbirine yakın evlerde otururlardı. Onlarla büyümüş olmanın verdiği bir güzellik vardı ama şimdi kalmadı. Fethi Paşa Korusu’nu çok severim. Bütün ilk, orta okul hayatım orada geçti. Koşmaya, piknik yapmaya giderdik. Bağlarbaşı Pazarını çok severim bütün çocukluğum o pazarda geçti.

Benim dedem zeytinciydi. Bağlarbaşında arabada zeytin satardı. Beni zeytincinin torunu bilirler. Ben dedeme sefer tasıyla yemek taşırdım öğlenleri.

Onun dışında Kuzguncuk’da benim için çok özeldir. Kuzenim Salacak’ta yaşıyor onun evinin manzarasını ve Salacak’ı çok severim. Ayrıca balık pazarını çok severim, biraz meşhurum maalesef :)))) Sokakta eskisi kadar rahat yürüyemiyorum ama Üsküdar’la ilişkimizi hiçbir zaman bitirmedik, bitmezde.

Oldukça enerjik ve hareketli bir kişiliğiniz var. Yaşantınızla ilgili aldığınız kararlarda da aceleci misiniz? Sınırlarınız var mıdır?

Evet. Genel itibariyle hareketli bir kişiliğim var. Ama asla aceleci değilimdir. Tam tersine eğer aceleci olsaydım, siz beni beş yıl önce tanırdınız. Ben her zaman basamakları ağır ağır çıkarım, daha ağır ve sindire sindire ilerlemeyi tercih ederim. Hayatında kendimi ispat etmek kanıtlama derdim hiçbir zaman olmadı. Böyle bir hırsım da yok. Ben işimi çok sevdiğim bir mesleği yapıyorum. Bunun üzerine para da veriyorlar bana.

Başarılı performansınız ve sempatik kişilinizle son yıllarda sinemanın ve ekranların sevilen yüzü oldunuz. Türkiye’de başırılı kadın olmak için yapılan fedakarlıklar nelerdir? Üreten bir kadını ne gibi zorluklar bekliyor?

Bu ülkede bilindiği gibi kadın olmak zor, üstüne oyuncu olmak daha da zor. Kadınlara iş imkanları ve sosyal olanaklar daha yeni yeni sağlanıyor. Bu anlamda bir eşitlik her zaman söz konusu değil. Erkeklerin fiziksel güçleri, ataerkil toplumda büyümemizden dolayı erkekler her zaman bu anlamda ön plandadırlar. Tabii ki bu durum çok üzücü, çünkü çok fazla mücadele etmemiz gerekiyor.

Başarılı olmak için çok fazla çalışmamız gerekiyor. Ben işimi geçekten doğru düzgün yapmaya çalışan insanlardan biriyim. On yıldır bu sektörde, bu işin içindeyim. Herkes benim 2-3 yıldır şöhret olduğumu sanıyor. Evet öyle; ama bunun kocaman bir öncesi var. Bulunduğum mevkiye çok önceden de ulaşabilirdim. O yolu tercih etmedim, hoşlanmadım. Tabiki üstün bir performans sergilememiz gerekiyor. Eminim bir sürü sosyal alanda, bir sürü başka meslek kollarında kadın arkadaşlar için de bu böyledir. Ama sistemin bu yüzünü değiştireceğiz. İnşallah bizden sonraki nesiller, biraz daha rahat ederler. Bu sosyal eşitliği sağlayabilirsek ne mutlu bize.

Sanatçı sorumluluğuyla baktığınızda kadınlarımız için yapmayı hedeflediğiniz bir çalışma var mı?

Ajansımızla birlikte kadınlara yönelik çalışmalar yapmak istiyoruz. Yoğun tempodan dolayı, hiçbir şey yapamadık. Günlerim sette geçiyor. Kadınlardan ziyade, çocuklarla ilgileniyorum. Çocuk yetiştirmede bir annenin rolü çok önemli. Yetiştirdiği çocuğun ileride bir gün anne baba olacağını varsayarsak, kadınlarımızın özellikle eğitimi konusunda endişe duyuyorum. Mardin, Antakya Diyarbakır Adana gibi yörelerde çok uzun zaman kaldım bu nedenle kadın profilin ne olduğunu iyi biliyorum. Pek çok kadına yardım edilmesi gerekiyor. Ciddi anlamda devlet politikasının değişmesi ve devletin bu işe el koyması gerekiyor. Büyük şehirlere gösterdiğimiz ilgiyi buralara da göstermemiz gerekiyor. Bir sanatçı olarak sorumluluklarımın farkındayım. Şu an değil ancak biraz daha ileriki zamanlarda bir takım sosyal kampanyalarda yer almayı isterim. Ama onları peşimizden sürükleyeceksek… Ben bu anlamda sanatın, özellikle sinemanın eğitici bir rolü olduğuna inanıyorum. Kadınlarımız keşke sinemaya gitseler, sinema izleseler. Mesela töre ile ilgili bir film çektik “mutluluk” isminde. Mutluluk’ta çok önemli bir konuyu değiniyoruz. Töreden kurtulan bir kadının özgürlük mücadelesi anlatılıyor. Bu önemli bir konu. Biliyoruz ki cinayetler oluyor ve ölümle sonuçlanıyor. Çok üzücü, orada bulunduğum zamlarda gördüm. Ama nasıl engellenir? Maalesef eğitim dediğim gibi okuldan, ilkokul sırasında kitaplarla başlıyor. Biliyorsunuz daha geçen yıl hayat bilgisi kitabı içerisindeki resimler değişti. Anne ütü yapar, baba gazete okur.

İlkokulda annen ütü yaptığını babanın gazete okuduğunu öğretiyoruz, bu eşitsizliği daha ilkokulda empoze ediyoruz. Daha ne bekliyoruz 20 yaşında bir kızdan yada delikanlıdan. Kaderine boyun eğmek… Çünkü normal bir şey olduğunu düşünüyor. Bunlara kitaplardan başlamalıyız. Değişen bu kitaplara göre kadının ve erkeğin eşit olduğu, eşit haklara sahip olduğu daha ilkokuldan başlayıp anlatılmalı. Eğitim sistemini değiştirerek bu sorunla ancak baş edebiliriz. Ancak o zaman böyle büyüyen çocuklar, aile içi şiddetten uzaklaşırlar.

Ekonomik seviyenin düşüklüğü aile içinde yaşanan gerginliğin en önemli problemlerinden biri. Ne olursa olsun kadının üretme katılmasının taraftarıyım. Yani evde oturmak sadece gelen para ile geçinmeye çalışmak, dert yanmak, şikayet etmek hiç hoş bir şey değil.

Hiçbir şey yapmasan bile dantel örmek ve boncuk dizmek bile hem ruhsal olarak kendini iyileştirir hem de etrafındaki insanları iyileştirir. Bir de geç kızların televizyonu “ev kızıyım” diye aramalarına çok üzülüyorum. Ne yapıyorsun? Evde cam siliyorsun, halı yıkıyorsun ama ne yapıyorsun?

Tabiki maddi olanaklar yeterli olmayabilir, bunu anlayabiliyorum. Herkes aynı şartlarda olmayabilir ama hayatı değiştirmek senin elinde, tembelliğe teslim olmak, kadere teslim olmak iyi bir şey değil. Çalışsınlar, çok çalışsınlar. Odun da kırsa, birinin çocuğuna iki saat bile basa çok önemli. Yeterki üretime katılsınlar.

İleride evlenip bir çocuk sahibi olduğunuzda işinizde bu performansa devam eder misiniz? Yoksa anneliğiniz mi ön plana çıkartırsınız?

Ben çalışmayı asla bırakmam. Tabiki ilk zamanlar işime devam edemem. Bildiğiniz gibi ilk bir iki yıl anne sütü çok önemli, dolayısıyla bir iki yıl ön planda annelik olacak. Çalışan bir annenin çocuğuyum. Bunun ne demek olduğunu en iyi ben biliyorum. Çalışan annelerin çocukları çok ciddi sorumluluk duyguları edinerek büyüyorlar. Çalışan anne çocuğu daha farklı oluyor. Bunu kabul etmek gerekiyor. Daha disiplinli oluyor. Ben de öyle büyüdüm. Kardeş baktım evde yalnız kaldım, evi toparladım. Dolayısıyla çocuğun sahip çıkma sorumluluğu gelişiyor.

Evde oturan anneleri çok doğru bulmuyorum. Bu anlamda bütün kadınların evde otursalar bile bir şeyler üretmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü çocuklar ne görüyorsa onu yapıyorlar. Ban annemden bunu gördüm.




















Kaynak : Üsküdar Belediyesi – Üsküdar’da Kadın - Morsalkım Dergisi 2005 – Selda Özgel





Haber okunma sayısı: 2537

htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER