Muhabir olmak ister misiniz?

Hezarfen Şeyh İbrahim Edhem Efendi

09 Nisan 2015 Perşembe 17:10
hezarfen-seyh-ibrahim-edhem-efendi

Ebrû zevkini Üsküdar'a taşıyan ilk zât, bu san'atı Buhâra'da iken öğrenmiş olan Özbekler Nakşî Tekkesi şeyhi Sâdık Efendi'dir

Hakkında pek az bir bilgimiz olan bu zât ebrûyu oğulları Edhem ve Nazîf Efendilere de öğretmiştir.

Şeyh Sadık Efendi’nin oğlu Edhem Efendi, 1829’da Üsküdar Özbekler Tekkesinde dünyaya gelmiştir. (Özbekler Tekkesi hakkında kısaca bilgi almak isterseniz burayı tıklayabilirsiniz)

İlk tahsilini mahalle mektebinde yaparken, aynı zamanda babası ve amcasının yanı sıra; Buhara’dan dergah’a gelen seçkin alimlerden de muhtelif dersler almıştır. Türk, Arap, Fars ve Çağatay dillerine şiir yazacak kadar vakıftı. İlerlemiş yaşına rağmen merak sardığı hat sanatını Çarşambalı Arif Bey’den icazet almıştır.

Onun fen ilimlerine bilhassa hendese ve kozmoğrafyaya olan fazla merakından dolayı meşhur matematikçimiz Salih Zeki Bey ve Galip Paşa, Hocaefendi’yi sık sık ziyaretine gelirlermiş.

Edhem Efendi, Şeyhlik makamını oğlu sadık efendiye bırakarak, büyük bir erdemlilik örneği gösterdi. Kendisi de ibadet haricindeki vaktini, ilim ve sanata hasretmiştir.

Doğramacılık, marangozluk, oymacılık, hakkaklik, mühürcülük, makinecilik, matbaacılık, tornacılık, demircilik, tesviyecilik, mimarlık gibi fen ve sanatlarda, kabiliyet ve hususi çalışmalarıyla ihtisas sahibi olmuştur.

Bunları bu adam mı yapıyor?

Kitap okumak ve dergahın altındaki iş odasında eserler vücuda getirmek suretiyle vaktini değerlendirirdi. Ebruculuk ise onun en ziyade meziyetlerindendi. Babasından öğrendiği ebru sanatını en iyi uygulayandı. Sanatını görüp takdir eden Padişah Abdülaziz, kendisini görmek ister. Saraya gelen Edhem Efendi’nin yanında ufak tefek kalınca; “bunları bu adam mı yapıyor?” sözleriyle hayretini gizleyememiştir.

Dergahın birçok ihtiyacını yaptığı sanat eserlerini satarak temin ederdi. Asalakvari anlayışı hiç kabul etmezdi. Zaten Hezarfen ismini de bu çok fazla meşguliyet kesbettiği işlerden dolayı almıştır.

1869 yılında Mithat Paşa tarafından Sultanahmet Sanat Enstitüsü Müdürlüğüne getirilmiştir. Memleketimizde ilk kurşun boruyu da orada kendisi dökmüştür. Daha sonra “Tamira-ı Aliye Müdürlüğü” ile Hicaz’a gönderilmiş. Kabe’nin ve Harem-i Şerif’in tamirinde vazife almıştır. Son derece mütevazi, hoş sohbet olan Edhem Efendi zamanında, Özbekler Dergahı, ilim ve sanat akademisi olup devrin alim ve sanatkarları ondan feyz almak için ziyaret ederlerdi.

Göğsündeki Madalya

1867'de yaptığı buhar makinası ile Paris Sergisine (şimdiki fuar olarak düşünebilirsiniz) katılmış ve yaptığı makina ile göğsünde taktığı madalyayı almıştır. Kendisine bir de "ocak körüğü" hediye olarak verilmiştir. Bu makinayı dergahın suyunu kuyudan kendi kendine çeken bir alette kullanmıştır. Almanya’da göndererek takdirname aldığı bir “sünnet makinesi” de vardır.  Bumakinenin plakası hâlâ tekkede muhafaza edilmekte (tabi hırsızlar çalmadıysa) ve üzerinde makinenin“üç beygir gücünde” olduğu yazılmaktadır.

Dergahta yaptığı bir sandala, yaptığı “pervaneli buhar makinesi’ni” monte etmek suretiyle şemsipaşa'dan kuzguncuk'a kadar, pervane kuvvetiyle yüzdürmüştür. Pervane ve buhar makinesi hala durmaktadır. Bu çalışmalar tershanede değil tamamı dergahta yapılmıştır. 



Edhem Efendi’nin imal ettiği buhar makinasının plakası ve pervanesi.


Merak sardığı okçuluğu en iyi şekilde öğrenerek 93 harbine gidenlere öğreticilik vazifesi yapmıştır.

Öğrenmede sınır tanımayan Edhem Efendi kendi deyimiyle saatçilik hariç her şeyle ilgilenmiş. Nitekim Hac mevsiminde dergaha gelen bir Hintliden dokuma öğrenmiş, daha sonra nadide Hint kumaşları dokumuş, saraya da hediye etmiştir.

Eserlerinden elde kalan pek az bir kısmı, bugün torun çocuklarının oturduğu ve vakıflar idaresinin malı olan Üsküdar Özbekler Tekkesinde muhafaza olunmaktadır. Eserlerinin bulunduğu dolabın üstünde kendinin yazdığı şu beyit bulunmakta: “Nakışlar dolapta saklıdır, yapan da toprakta gömülüdür”.

Meşhur Washington sefiri (büyükelçi) merhum Münir Ertegün’ün dedesi olan Edhem Efendi’yi realist resim akımının bizdeki öncülerinden olan Zekayi Paşa, sohbetlerine devam eder. Bir gün dikkatle kendine baktığını görünce “niçin dikkatli bakıyorsun” der. Zekayi Paşa; “Efendim resmini yapacağım da ondan, özenle bakıp evde çizeceğim” diyor, “O halde burada çiz” der. Oracıkta tek resmi olan fotoğrafı çizer.

8 Ocak 1904 Cuma gecesi, yatsı namazı arasında üç ihlas, bir fatiha okunurken “amenna ve saddakna” (inandık ve tasdik ettik) dedikten sonra secdeye kapanan ve bir daha kalkamayan Ethem Efendi ertesi gün Dergah’ın haziresine defnedilmiştir.

Toplumun bütün kesimine büyük örneklik sergileyen; özellikle Tekke ve Zaviyelerin; müdavimlerinin eleştirildiği günümüzde herkesin bu dergahtan ve Şeyh’ten (Hezarfen Ethem Efendi) ibret alması gerekmektedir.

Dönemine ve günümüze yol göstericilik yapan bu büyük zâta Cenab-ı Allah’tan rahmet eylesin.




Haber okunma sayısı: 2564

htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER